|
3. Namaz, en büyük şükürdür
İÇİNDEKİLER
Rabbimizin bize ihsan ettiği sonsuz nimetlere
karşı en güzel şükür, namaz kılmaktır. Çünkü,
sayısını bile bilmediğimiz ve ardı arkası
kesilmeyen nimetlere, ölünceye kadar hiç
bitmeyen ve günde beş vakit yaptığımız namazla
karşılık verebiliriz.
Rabbimiz bize öyle nimetler vermiştir ki,
onların gerçek değerinden bile habersiziz. Kimse
kendisine verilen vücut organlarının, ne kadar
mühim ve ne derece değerli olduğunu tam bilemez.
Ancak hasta olduğunda veya onları kaybettiği
zaman değerini anlar.
Acaba, gözlerimiz görmese, sıhhate kavuşmak
için, olsaydı trilyonlarımızı bağışlamaz mıyız?
Acaba iki elimizi veya iki ayağımızı, bütün
kâinâtı verseler değişir miyiz?
Ya aklımızı? Ya rûhumuzu? Ya her biri
birbirinden güzel duygularımızı herhangi bir
dünya malı karşılığında satar mıyız?
İşte bize namazı emreden Rabbimiz, tüm bunları,
üstelik sayısız nimet ve rızıklarla birlikte
bize bağışlamıştır. Zaten Kur’an’da mealen,
“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız,
gruplandıramazsınız bile” (Nahl: 18) buyruluyor.
Bizler bu sayısız nimetlerin şükrünü bile edâ
edemeyiz beş vakit namaz kılmakla.
Ama o şefkati sonsuz Rabbimiz ne yapıyor?
Bir de bize Cenneti veriyor. Cehennemden
kurtarıyor.
Onu râzı etmek için, ebedî azaptan kurtulup, tüm
dostlarımızla Cennette sonsuz bir hayat yaşamak
için namaza dört elle sarılmak, ezan okununca
câmiye koşarak gitmek gerekmez mi?
Bize verilen vücut nimetinin değerini anlamak
için şu ilginç habere bakın:
“ABD’de, metro çıkışındaki yürüyen merdivenlerde
sıkışan ayağını kaybeden 7 yaşındaki bir çocuğa
mahkeme, 53 milyon dolar (2002 rakamlarıyla
yaklaşık 75 trilyon lira) tazminat verilmesini
kararlaştırmış.”
Bir çocuk ayağını kaybediyor ve sorumlusu 75
trilyon lira ödemeye mahkûm oluyor.
Düşünün ki, bir ayağınızı 75 trilyon liraya
satın alacaksınız. 25 yıl çalışarak, ayda 250
milyar, yılda 3 trilyon lira kazanmanız
gerekecek.
Bir ayağın sadece fani âlemde yok edilmesi, bir
kimsenin tam 25 yıl çalışmasını gerektirirse,
acaba bütün bir vücudu, hatta akıl, kalp, ruh,
sır ve duyguları ebediyyen mahvetmenin cezası ne
olmalıdır?
Rabbimiz, sonsuz nimetler vermesine karşılık
bizden çok az, çok hafif, çok kolay ve çok rahat
bir ibâdet olan namaz kılmamızı istiyor.
Beş vakit namaz sadece bir saatimizi alıyor.
Üstelik Rabbimiz namaz kılana sonsuz bir saadet
yurdu olan Cennette yaşama mükâfatı veriyor.
Oysa ki, bizim yaptıklarımız, bir ayağın bile
tazminatına kâfi değil.
İsterseniz bırakalım ayda 250 milyar lira gibi
hayalî hesapları da gerçeği anlatalım.
Ülkemizde (2002’de) ayda bir milyar lira
kazanmak çok iyi paradır. Bu hesapla yılda 12
milyar kazanan bir kimsenin, 75 trilyon lirayı
kazanabilmesi için tam 6250 sene çalışması
gerekir. Bir bakıma tek bir ayak için, Âdem
Aleyhisselâmdan bu yana çalışmak icap eder.
Bununla sadece bir ayağın beşerî hukuka göre,
dünyevî ve maddî karşılığı kazanılmış olacak.
Kabaca 25 alet ve organımız için 156 bin yıl
çalışmak gerekecek. Tabiî buna ruhumuz, hayal
yeteneğimiz, duygularımız dahil değil. Ayrıca
vücudumuza ihsan edilen ayrı ayrı sayısız maddî
ve manevî nimetleri de saymıyoruz.
Bu durumda Allah’ın verdiği nimetlerin beşerî
adaletle bile karşılığını vermek için dünyadaki
hiçbir zenginin parası kâfi gelmez.
Şunu da unutmayalım: Bir göz, bir ayaktan çok
daha gerekli ve önemli.
Bir kalp ve beyin ise, gözden ve kulaktan
değerli. Akıl ve ruh ise hepsinin üzerinde. Hele
ebedî hayatı bize kazandıran iman nimetinin
değerini hiçbir şeyle ölçebilir miyiz?
İşte biz böylesine muhteşem nimetlerle
kuşatılmışız. Çocukluğumda bir kıssadan hisse
dinlemiştim. Bütün hayatını ibadetle geçiren bir
zat vefat edince Cenab-ı Hak şöyle sormuş: “Ey
kulum, sana merhametimle mi muamele edeyim,
yoksa yaptığın ibadetlerle mi?” Adam bütün
hayatını ibadetle geçirdiği için, “İbadetlerimle
Ya Rabbi” cevabını vermiş.
Melekler yaptığı ibadetleri bir bir
hesaplamışlar.
Bir de ne görsünler? Adamın ibadetleri bir
gözünün şükrü için bile yeterli değil.
Allah bizi böyle ucubdan, yani kendi ameline
güvenmekten korusun.
Rabbimizin verdiği vücut ve sağlık nimetiyle
ilgili birkaç örnek daha aktarayım.
Boy ve ayak Allah’ın bir nimeti. Askerde iken
bir ayağı üç santim kısa olan bir arkadaşa üç
ameliyat uyguladılar. Her ameliyattan sonra üç
ay yatıyordu ve 6 ayda bir ameliyat oluyordu.
Böylece her ameliyat ancak bir santim
uzatabiliyordu. Boyumuzun her santimi için
ameliyat masasına yatsak, ömrümüz kâfi gelir mi
dersiniz? Söz gelişi, 1.70 santim boyu olan bir
kimsenin, tam 170 kez ameliyat olması ve 42 yıl
yatakta yatması gerekirdi.
Yine hormon bozukluğu yüzünden kısa olanlar gen
teknolojisiyle üretilen bir hormonla 30 santim
kadar uzayabiliyormuş.
Ancak bunun için 120 bin dolar gerekiyormuş.
Ayda 500 dolar kazansak, tam 20 yıl çalışmamız
gerekir.
Bir gün bir hastaya yardımcı olmam için
telefonla aradılar. 24 yaşındaki bir gencin
beyin ameliyatı Türkiye’de yapılamıyor ve ABD’ye
gitmesi için yoğun bakım donanımlı uçak
gerekiyormuş. Ailesi varlıklıydı ve her türlü
masrafı yaptı. Yaklaşık bir milyon dolarlık
masrafın sonucu maalesef ölüm oldu.
Bir de bu güzel organlarımızın rızıkları var.
Midemiz için binlerce çeşit yiyecek ve içecek,
dilimiz için binlerce tat, kulağımız için
birbirinden güzel sesler, burnumuz için sayısız
koku, gözümüz için sınırsız güzel manzara
yaratılmıştır.
Verdiğimiz örnekler sadece maddî varlığımızla
ilgili. Oysa bu organlar, insandaki kadar
gelişmemiş de olsa, hayvanlarda da var. Bizim
asıl zenginliğimiz, aklî, ruhî, kalbî ve hissî
derinliğimizde gizli.
Bunların her birini sayfalarca anlatmak gerekir.
Özetle, içinde bulunduğumuz şartlar ve sahip
olduğumuz nimetler “mükteseb haklar”, yani kendi
kazançlarımız değildir.
Bunlar bize ihsan edilmiştir ve devam etmesi
için her an o nimet elinin üzerimizde olması
gerekir. Yani bir kere ihsan ettiği için “Artık
bunlar bizimdir” diyemeyiz. O nimetlerin Allah
tarafından her an korunması ve devam ettirilmesi
gerekir. Bu yüzden her zaman şiddetle duaya,
şükre ve ibadete ihtiyacımız var. Ahiretteki
hesap vermeye işaret eden, “O gün bütün
nimetlerden sorgulanacaksınız” (Tekâsür: 8)
anlamındaki âyeti aklımızdan hiç çıkarmamak
gerekir.
Bilhassa namazı, isteksiz ve baştan savma değil,
severek ve büyük bir itinayla kılmalıyız.
İÇİNDEKİLER |