|
2. Güçlü
iman
Nasıl Kazanılır?
İÇİNDEKİLER
Daha önce de kısaca belirttiğimiz gibi, iman,
bir binanın temeli veya bir ağacın kökü gibidir.
Nasıl ki, ağacın kökündeki değişim ve gelişim
dallarında ve meyvelerinde etkisini gösterir;
imandaki terakkî de insanın ibadetlerinde
duyarlılığa, devama ve gelişime sebep olur.
Bu iman, teknolojik alet ve makinelere hareket
veren elektrik veya bedene canlılık kazandıran
ruh gibi, fonksiyonel ve etkilidir.
Hiç şüphesiz bahsini ettiğimiz, basmakalıp,
üstünkörü, ruhsuz, cansız, etkisiz, kuru bir
iman değildir.
Kast ettiğimiz, Kur’an’da ve hadislerde
anlatılan, başta Resulüllahın (a.s.m.),
ashabının ve maneviyat büyüklerinin yaşadığı
coşkun, hareketli, muhteşem imandır.
İşte bu imanı Yüce Rabbimiz, binlerce ayetle
anlatıyor. Belki diyebiliriz ki, Kur’an’ın
yarısı bu imanı anlatan ibret dolu âyetlerle
doludur.
Yoğun bir biçimde Kur’an’ın imanî ayetlerini
açıklayan Risale-i Nur’da anlatılan iman ise,
Kur’an’ın istediği o coşkun ve fonksiyonel
imandır.
Bu iman, Rabbimizin sadece varlığını değil, aynı
zamanda isim ve sıfatlarını, hatta şuunatını ve
tecellilerini bilmekle elde edilir. Çünkü,
Muhyiddin-i Arabî’nin dediği gibi, “Allah’ı
bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır.”
“Allah bilgisi” diyebileceğimiz, mârifetullah,
Onun sadece varlığına inanmakla meydana gelmez.
Onun bütün isimlerini, sıfatlarını, şuunatını ve
bunların zerreden kürelere kadar her şeyde, her
varlıkta tecellilerini anbean, günbegün
görmekle, bilmekle, inanmakla elde edilir.
İnsan kendi vücudunda, duygularında, âlemdeki
bütün varlıklarda bu tecellileri defalarca
görmeli, her fırsatta tefekkür etmeli, Rabbine
olan bağlılığını her an tazelemelidir.
Zaten Peygamberimizin (a.s.m.) bir hadislerinde,
“Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibâdetten
hayırlıdır” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, 1:310)
demesi, bu sırra işarettir.
Ancak “tefekkür”, uçsuz bucaksız, sınırsız,
kuralsız bir kavramdır. Onu yapabilmek için bir
kurallar silsilesi, bir program, bir rehber
lâzımdır.
İşte Risale-i Nur, Kur’an’ın imanî âyetlerini
anlatan muazzam bir programdır. Yoksa plânsız,
programsız, kuralsız; hangi varlığın, hangi
cihetle Rabbimizin hangi isim ve sıfatına
delâlet ettiğini bilemeyiz. Onu ne kadar çok
okuyup anlarsak, o derece imanımız ziyadeleşir.
Bu eseri şuurlu, plânlı, dikkatli okumanın ve
ondan hakkıyla istifade edebilmenin bir dizi
kuralı vardır. Bu kurallara uyulduğu takdirde
istifade artar. (Bu konuyu, “Risale-i Nur’u
Okuma ve Anlama Teknikleri” isimli kitabımızda
genişçe işlediğimiz için ona havale ediyoruz.)
İman, nazarımızı, zihnimizi, dikkatlerimizi,
Allah’tan başkasından (masivadan) alıp Ona
yöneltmektir. Ne kadar zihnimizi dağıtan
masivadan yüzümüzü çevirip, ilgimizi Rabbimize
yöneltirsek o kadar imanımız parlar.
Bunun için de Kur’an’ın imanî ayetlerini
derinlemesine açıklayan eserleri yoğun okumak
gerekir. Yüzeysel, üstünkörü, göstermelik
meşguliyet, istediğimiz istifadeyi sağlamaz.
İmanın bütün haşmetiyle hayatımıza hükmetmesini
istiyorsak, her gün ve yoğun bir şekilde
meşguliyetten başka seçenek yoktur.
İÇİNDEKİLER |