|
1. Namaz En Vazgeçilmez İbadet
İÇİNDEKİLER
Rabbimizin bize emrettiği en büyük ve en
vazgeçilmez “namaz ibâdeti”ni hakkıyla ve
eksiksiz yerine getirebilmemiz için ilk şart,
“namazın önemini çok iyi kavramak”tır.
Her şey önemi derecesinde vazgeçilmezdir. İslâm
büyükleri, ölüm döşeğinde bile namazlarını
kılmaktan vazgeçmemiştir. Ama biz, ahirzaman
Müslümanları, hiçbir gerçek mazeretimiz olmadığı
halde namazlarımızı terk edebiliyoruz.
Gereken önemi verseydik böyle durumlara düşer
miydik? Yemekten, sudan, havadan vazgeçtiğiniz
oldu mu hiç? Daha fazla imkâna kavuşabilmek için
yapılan “açlık grevi” dışında hiçbir insan,
yeyip içmeyi terk etmez, unutmaz, vazgeçmez.
Maddî hayatımızın devamı bu ihtiyaçlarımızın
karşılanmasına bağlıdır. Onların önemi ve
değeri, onları vazgeçilmez kılmıştır.
Mânevî hayatımızın canlılığının devamı da, başta
namaz olmak üzere tüm ibâdetlerimizi hakkıyla
yerine getirmemize bağlı olacaktır.
Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) ve yüce
sahabeleri, Bedir Savaşının en şiddetli ânında
bile namaz kılmayı ihmal etmemişlerdi. Canlarını
kurtarmayı değil, sonu ölüm de olsa namazı
tercih etmişlerdi.
Niçin?
Çünkü biliyorlardı ki, canı korumak, canı
bağışlayanın elinde.
Namaz ise, canı verenin emri. Canlar cananının
emrini hiçe sayan candan hayır gelir mi? Hem
bütün canları elinde tutanın emri hiçe sayılarak
o can korunabilir mi?
Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî (k.s.) Hazretleri,
en şiddetli hastalık ânında dahi ibâdetlerini
ihmal etmemiş, hattâ rahatlaması için ayağının
uzatılması üzerine hemen ayağını geri çekmiş,
“Rabbime saygısızlık yapamam” demişti.
Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Hazretleri, bir
Ramazan ayında, çok şiddetli bir hastalık
döneminde, beş gün boyunca, neredeyse yeyip
içmeden yaşamış, ama namazını ve orucunu asla
ihmal etmemişti.
Onlar namazı nasıl görüyorlardı ki, onun önünde
hiçbir engel tanımadılar? Günümüz Müslümanının
eksiği ne ki, en basit bir engelde namazdan
kolayca vazgeçiyor?
İşte burada Rabbimize ve Onun Yüce Resulüne
(a.s.m.) yönelmemiz gerekiyor.
Çünkü, namazı bize emreden, öğreten, anlatan
onlardır.
Namazı biz icat etmedik. Durup durduk yerde,
“Bizi Yaratanı nasıl hoşnut edebiliriz? Gelin
şöyle yatıp kalkalım ve dua edelim” diyerek
namazı biz uydurmadık.
Namazı Allah emrettiğine göre, namazın önemi
konusunda da Ona başvurmamız gerekiyor. Yoksa,
hem “Müslümanım” deyip, hem de namaz konusunda
dilimizle veya fiilimizle akıl yürütemeyiz.
“Müslüman”, Allah’a teslim olan, her meselede
Ona başvuran, Onun rızasını gözeten demek, değil
mi?
Oysa namaz konusundaki ihmaller, kusurlar,
tembellikler ve öne sürülen bahaneler, “Allah’a
teslim olunmadığını” gösteriyor. Bu ise, büyük
bir çelişkidir, büyük bir hatadır.
Bunun için namaz konusunda nefsimizi konuşturmak
yerine Allah’ın kitabına, Onun Yüce Resulüne
(a.s.m.) ve bu iki kaynaktan beslenen İslâm
âlimlerine yönelmek gerekir.
Acaba onlar, namazı nasıl görmüşler, nasıl bir
önem ve değer vermişler, nasıl anlatmışlar,
nasıl kılmışlar?
Bunları öğrenirsek, namaza verdiğimiz önem artar
ve namaz hiçbir zaman vazgeçemediğimiz bir eylem
olur.
Namazı, hayatının en vazgeçilmez bir parçası
yapmak isteyen Müslümanın ilk kazanması gereken,
“sağlam ve güçlü bir îman”dır.
Emirler ve yasaklar; geldikleri makama olan
inanç, saygı, güven ve bağlılığın derecesine
göre önem ve değer kazanırlar. Bir çocuk,
kardeşinin emrine kulak asmayabilir. Ama
babasına itiraz edemez.
Eğer bir kimse, “Müslümanım” dediği halde
namazını kılmıyor veya ihmaller gösteriyorsa ilk
problemi bellidir: Allah’a olan inancı sağlam
değildir.
Çünkü insan bir ağaç veya bina gibidir. Onun
kökü ve temeli, îmandır. Dalları ve duvarları
ise, ibâdetlerdir.
Kökü hastalanmış bir ağacı dallarını ilâçlayarak
kurtaramadığımız gibi, temelleri sarsılmış bir
binayı da odalarını boyayarak tâmir edemeyiz.
Bu örneklerde olduğu gibi, namazında ihmali olan
bir mü’min de önce îmanını kuvvetlendirmelidir
ki, namaza dört elle sarılsın.
Her yerde hazır ve nazır olan Allah’ın, her an
kendisini görüp gözettiğini çok iyi bilmelidir
ki, hareketlerine çekidüzen versin ve namazını
hiç bırakmasın.
Hepimiz, “Acaba güçlü ve sarsılmaz bir îmana
nasıl sahip olabiliriz? Dünyamızı ve âhiretimizi
aydınlatacak bu muhteşem gücü nasıl
kazanabiliriz?” diye düşünmeliyiz.
Kendimizi, bile bile tehlikeye atamayız. Namazı
ihmal etmenin dünyada ve ahirette bizi
uğratacağı acıklı hâli bilmeyerek vurdumduymaz
olamayız. Böyle bir umursamazlık bize yakışmaz.
İnsan varlıkların en akıllısı, sonunu en iyi
düşüneni ve çıkarını en fazla kollayanı değil
mi?
Namaz, kılındığında en fazla sevap kazandıran,
ihmal edildiğinde ise en büyük azaba sebep olan
bir ibâdet olduğuna göre, her gün namazı
düşünmemiz, her gün bir adım daha ilerlememiz
gerekmez mi?
İÇİNDEKİLER |