Namazla Diriliş

 

Namaz Gönüllüleri Platformu

- GİRİŞ SAYFASI YAP

- Ana Sayfa

Basında Namaz
Basında "Namaz Gönüllüleri Plâtformu"
Namaz Şiirleri
Namaz Hikâyeleri
Namaz Kitapları
Namazla Diriliş Seferberliği
Namazla Diriliş Kitapçığı
Namaz Programları
Namaz Haberleri
Moral FM'deki Mü'minin Miracı Namaz Programı
Namaz Hatıraları
Namaz Fotoğrafları
Namaz Slaytları
Namaz Klipleri
Hilâl TV'deki Namazla Diriliş Programı
  ANKET
Şükür Namazı Kılıyor musunuz?

Sonuçları Göster
MAİL LİSTESİ
Adı Soyadı

e-mail adresiniz

  
Zaman zaman yaptığım gibi, bugün de “gündemin dışı”na çıkmak, daha doğrusu “gerçek gündemimiz”e girmek istiyorum...
 » MAKALELER

Önce Namaz... 1 milyon 750 Bin satan bir kitap
Namaz Gönüllüleri durmuyor, durmamalı!
Namazların birleştirilmesi
Namaz kılan memurun akibeti ne olur?
NAMAZ VE HİKMETLERİ
HAC’DA NAMAZLAR NASIL KILINMALIDIR?
NAMAZ ALLAH'IN HÂKİMİYETİNİ ONAYLAMAKTIR
NAMAZ -OLMAZSA OLMAZ- ANA İBADETTİR
NAMAZA ÇAĞRI
Yükseliş ve tevazu
 
 » KUR'ÂN'DA NAMAZ

 

Kitâba sımsıkı sarılan ve namazı dosdoğru kılanlara gelince: Muhakkak ki Biz, iyiliğe çalışanların mükâfâtını asla zâyi etmeyiz.

A'râf Sûresi: 7/170

 » HADİSTE NAMAZ


"Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan ezanı duymamak için arkasını dönüp yellenerek kaçar. Ezan bitince tekrar geri gelir. Namaz için kamet edilince yine arkasını dönüp kaçar. Kamet bittiğinde yine gelir ve kişi ile nefsi arasına sokulur ve ona: Filân şeyi hatırla, filân şeyi hatırla diyerek, namazdan önce aklında olmayan şeyleri hatırlatır da, neticede insan kaç rek'at namaz kıldığını bilemez olur."

Buhârî, Ezân 4, Amel fis'-salât 18, Sehv 6, Bed'ü'l-halk 11; Müslim, Salât 19, Mesâcid 83. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 31; Nesâî, Ezân 20, 30

 » NAMAZ VAKİTLERİ
 
 
 
   
 
 
 

Senai Demirci

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.

Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?

http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5466

 
 DİĞER MAKALELER
 Önce Namaz... 1 milyon 750 Bin satan bir kitap
 Namaz Gönüllüleri durmuyor, durmamalı!
 Namazların birleştirilmesi
 Namaz kılan memurun akibeti ne olur?
 NAMAZ VE HİKMETLERİ
 HAC’DA NAMAZLAR NASIL KILINMALIDIR?
 NAMAZ ALLAH'IN HÂKİMİYETİNİ ONAYLAMAKTIR
 NAMAZ -OLMAZSA OLMAZ- ANA İBADETTİR
 NAMAZA ÇAĞRI
 Yükseliş ve tevazu
 Kalabalık ve Cemaat
 HAYALİMDEKİ NAMAZ
 NAMAZ NEZAKETİ
 Namaz suç değil, BAŞIMIZA TAÇ’TIR. (II)
 Huzurun kaynağı namaz mı, yoga mı?
 Çocuğum Satanist Olmasın Namaz Kılsın
 Namazı Engellemek İsteyen Zihniyet
 Her namazda okuduğumuz 'Fatiha' bize ne anlatıyor?
 Rasûlüllah (s.a.v.) Gibi Namaz Kılmak
 Namazla Yaşamak... Namazda Ölmek... Namazla Dirilmek...
 NAMAZ bir ihtiyaçtır
 Çanakkale: Secde ve Ümmet Bilincinin Zaferi
 İma İle Namaz Nasıl Kılınır?
 HAYDİN NAMAZA!
 Bir hanım konken masasından seccadeye nasıl döndü?
 Yaşayan Bir Namaz Örneği: Mehmed Emin Birinci
 Namaz kadına benzetilebilir mi?
 'Ana gibi yar' ola namaz...
 Kimselere Diyemedim...
 Namaz, Allahla Karşılıklı Sohbettir
 


Namazla Diriliş
e-mail
: namaz@namazladirilis.com

NetEvim